İnsanlık, belki var olduğundan beri sorduğu ve bitmez tükenmez bir şekilde cevap aradığı bazı temel sorular vardır. Bu sorulara şimdiye kadar net bir yanıt bulamadık. Binlerce yıldır arayışımız devam ediyor ve belki binlerce yıl daha devam edecek, ama belki bir tanesinin yanıtına yaklaşmış olabiliriz. O kadim soruya, “Evrende yalnız mıyız?” sorusunun cevabına…
Daha on yıllar öncesine kadar Mars’ta akıllı yaşam formlarının inşa ettiği kanalların olduğunu düşünüyor, Venüs’ün kalın atmosferinin altında hangi canlıların olduğunu merak ediyorduk. 1957 yılında SSCB’nin uzaya ilk adımı atmasından sonra soğuk savaşın etkisiyle insanlık uzayı keşfetmek için hızla çalışmaya başladı. Önce atmosferin dışına ilk adımlarımızı attık. Sonra bize en yakın gök cismini yani ayı incelemeye başladık. Sıradaki büyük adım komşu gezegenlere ulaşmaktı. Sovyetlerin Venera görevleriyle Venüs, ABD’nin Viking görevleriyle Mars akıllı yaşam arama yolunda elenen gezegenler oldu. İki gezegende yaşama elverişli değildi. Artık güneş sistemimizde bir akıllı yaşam formu olmadığına emin gibiyiz. Daha uzakları aramak için çeşitli yöntemler geliştiriyor, uzayı dinliyor ve bir cevap almak umuduyla sinyaller gönderiyoruz. Peki akıllı yaşam olmasa da, tek hücreli veya çok hücreli basit yapıda canlılar güneş sistemimizde yaşıyor olabilir mi? Eğer bu tür bir keşif yapabilirsek en azından yaşamın dünyaya özgü olmadığını görmüş olacağız. Bu bize uçsuz bucaksız evrende çok daha fazla ihtimal olduğunu ve bir yerlerde akıllı yaşamında olabileceğini gösterecektir.
Şimdiye kadar yapılan bilimsel çalışmalar bize güneş sistemimizde bu tarz basit yaşamı keşfetme ihtimalimizin olduğu birkaç yer olduğunu gösteriyor. Mars’ta hala mikroskobik düzeyde yaşam bulma ihtimalimizin olduğundan ümitliyiz. Jupiter’in uydusu Europa’nın yüzeyinin altında bulunan devasa okyanusunda yaşam barındırma ihtimalini olduğunu düşünüyoruz. Jüpiterin bir diğer uydusu Ganymede’nin de yüzey altında bir okyanusa sahip olduğu bilinmektedir. Tüm bunlar dünya dışı yaşam için bir ihtimal ancak burada şimdiye kadar ki en büyük ihtimalden bahsedeceğiz; Titan’dan.
Titan, Satürn’ün en büyük uydusu ve yoğun bir atmosferi olduğu bilinen tek doğal uydudur. Boyutu Merkür’den daha büyük olan Titan, Hollandalı astronom Christian Huygens tarafından 1655’te keşfedildi. Keşfinin ardından daha yakın zamana kadar sarı-kahverengi görünümü dışında hiçbir şey bilinmiyorduk. 1944 yılında Gerard Kupier Titan’ın bir atmosfere sahip olduğunu keşfetmesiyle Titan hakkında yeni şeyler öğrenmeye başladık. Titanın atmosferinde metan izlerine rastlanması merakımızı arttırdı. Önce Pioneer 11 daha sonra Voyager 1 ve Voyager 2 uzay sondaları Titan hakkında daha detaylı bilgiler edinmemizi sağlamıştır. Bu bilgiler arasında belki de en önemli olanları Titan’nın atmosferinin, Dünya’da yaşamı mümkün kılan bir çok organik molekülü içeriyor olmasıydı. Titan’nın atmosferi yaklaşık %94 oranında Azot, %5 oranında metandan oluşmakta. Ayrıca Titan’nın yüzeyinde sıvı metan gölleri olduğu, hatta metan yağmurlarının yağdığı da artık biliniyordu.



