Tarih öncesi vahşi yaşama dönüş: Dinozorlar geri gelebilir mi?

0
173

Tarih öncesi yaşamı günümüz dünyasından daha gösterişli kılabilecek canlılar olduğunu neredeyse yüzyıllardır biliyoruz. Dinozorlar, mamutlar ve daha bir yok nesli tükenmiş canlılar devasa cüssesi, gösterişli yapılarıyla mitolojiye bile kaynak oluşturmuşlardır. Peki bilim bu nesli tükenmiş canlıları geri getirme ihtimaline ne diyor? Bir gün dinozorları canlı olarak görebilecek miyiz? Jurassic park bir gün gerçek olacak mı? Gelin bu soruları irdeleyerek, günümüz dünyasını tarih öncesi yaşamla buluşturma fikrinin gerçekliğini sorgulayalım.

Dinozor fosillerinin insanlık tarından keşfi aslında Antik Roma ve belki daha öncesine kadar uzanmaktadır. Yani neredeyse 3000 yıldır bu canlıların varlığını biliyoruz. Ancak ne yazık ki bu durumu bilimsel bir zeminde değerlendirebilme yetimiz o kadar eskilere dayanmıyor. Antik uygarlıklar bu kemiklerin, eskiden yaşamış devlere ve ejderha gibi mitolojik varlıklara ait olduğunu düşündüler. 1626 yılına gelindiğinde Rober Plot resmi olarak ilk kez bir dinozor fosilini kayıt altına aldı. Ancak Plot bu fosilin dev bir insana ait olduğunu düşünerek dinozorlarla ilgili bir çıkarım yapmadı. 1822 yılında Mary Ann Mantell ve eşi bir dinozor fosili üzerinde insanlığın ilk bilinen bilimsel çalışmasını yaptı. 1824 yılında ise William Buckland, Rober Plot tarafından bulunan fosili biraz daha bilimsel bir perspektifte değerlendirerek Megalosaurus adını verdiği bir cins altında kategorilendirdi. 1841 yılına gelindiğinde Richard Owen dinozorlara ait kalıntılar üzerinde yaptığı detaylı inceleme sonucunda bunların herhangi bir diğer hayvan kalıntılarından farksız olduğunu tespit etti. Böylece Richard Owen bilim literatürüne korkunç sürüngenler anlamına gelen “Dinosauria” kelimesini kattı. Bu tarihten itibaren dinozorlara ait kalıntılar giderek daha bilimsel temelde değerlendirilerek, mitolojik bağlantısı koparıldı.

Dinozor, korkunç ve kertenkele-sürüngen anlamına gelen iki Yunanca sözcüğün birleşiminden oluşan bir kelimedir. Dinozorların bilinen 850 türü vardır. Bu tüler arasında etobur veya otobur olanları mevcuttur. Dinozorlar gelmiş geçmiş en büyük hayvanlardır. Bilinen bazı türleri 30 ton ağırlığa ve 27 metre uzunluğa sahiptir. Dinozorlar yer yüzünde ilk olarak 225-230 milyon yıl önce görüldüler. 150 milyon yıl kadar dünya yaşamına hakim olduktan sonra ortalama 65 milyon yıl önce yok oldular. İnsanlığın 200-300 bin yıl civarında bir geçmişi olduğu düşünülürse, dinozorlar bizden yüzlerce kat daha fazla hakim oldu bu dünyaya. İnsanlık dinozorlar hakkında bilgiler edindikçe yeni bir soru akılları kurcalamaya başladı. Bu kadar devasa hayvanlar artık neden yaşamıyordu. Nasıl olmuştu da dinozorların nesli tükenmişti. Bu soruya yıllarca bir çok cevap verilse de günümüzde kabul gören cevabı ilk olarak 1980’de Nobel ödüllü fizikçi Luis Alvarez ve oğlu jeolog Walter Alvarez verdi. Alvarez ve oğlu dinozorları bir göktaşının ortadan kaldırdığını ileri sürdü. Sonraki yıllarda yapılan tüm çalışmalar bu cevabı doğrular nitelikteydi. Bu göktaşı saatte 54.000 km hızla Meksika’nın Yukatan Yarımadası açıklarında Dünyaya çarpmış ve çarpma anında 200.000 km³ madde buharlaşmış, erimiş ya da yüzlerce kilometre öteye savrulmuştur. Bu çarpma sonucu canlı türlerinin %70’inden fazlası yok olmuş ve 180 km çapındaki, Dünya’nın en büyük kraterlerinden biri olan Chicxulub krateri meydana gelmiştir. Çarpmanın 100 milyon megaton TNT’ye eşdeğer bir enerji açığa çıkardığı tahmin edilmektedir. Çarpma sonucu oluşan toz tabakası atmosferi kaplamış, Dünya aylar boyu karanlıkta kalmış, sıcaklık suyun donma derecesine kadar düşmüş ve asit yağmurları yaşanmıştır. Aylarca süren bu karanlık ve soğuk dönemde bitkilerin fotosentez yapamaması besin zincirini yıkmış ve bu felaketler zinciri de dinozorların sonunu hazırlamıştır. Dünya hiç Güneş görmeyince buz devri oluşmuştur. Dinozorlar da bu sırada ölmüştür. Ancak bu sırada dinozorların tamamen yok olmadığı, bazı küçük türlerinin evrimleşerek bugünkü kuş ve sürüngenlerin atalarını oluşturdukları tahmin edilmektedir.

Tüm bunlardan sonra, bilimin ulaştığı noktada göz önüne alınınca yeni bir soru akılları kurcalıyor; dinozorları geri getirebilir miyiz? Öncelikle bu nasıl yapılabilir onu bir sorgulayalım. Bir dinozor kopyalamak için öncelikle olmazsa olmaz bir şeye ihtiyacımız var; dinozor DNA’sına. İlk Jurassic Park filminde dinozor kanı emen bir sivrisinek ağaca konuyor, ağaçtan akan reçine sivrisineği kaplayarak hapsediyor ve daha sonra taşlaşıyor. Korunan bu sivrisinek milyonlarca yıl sonra günümüz bilim insanları tarafından bulunuyor ve emdiği kandan dinozor DNA’sına ulaşılıyordu. Peki bu ne kadar gerçekçi bir senaryo? Aslında kurgu gerçekçi. Günümüzde kehribar içine hapsolmuş dinozor kanı barındıran tarih öncesi sivrisinekler bulundu, hatta sivrisineklerin ötesinde Çin’de bulunan bir kehribar fosilinde 99 milyon yıllık bir dinozor kuyruğu tespit edildi. Yani ihtiyacımız olan her şey var. O zaman neden gerçek dünyada Jurrasic Park’lar yok? Maalesef bulunan kalıntıların içindeki DNA uzun süredir bozulmuş haldeydi. Tüylü mamut gibi dinozorlara kıyasla daha yakın tarihlerde yaşamış canlıların DNA’sı başarılı bir şekilde korunabilse de dinozorların DNA’sı çok daha eski. Bulunan farklı türlerdeki en eski DNA yaklaşık bir milyon yıllık; ancak dinozorların DNA’sına ulaşmak için en az 66 milyon yıl öncesine gitmemiz gerekir. Gerçekçi olursak, bunun yakınından bile geçmiyoruz. Yani maalesef ki DNA sandığımız kadar ölümsüz bir şey değil. İlk Jurassic Park filmi çekildiğinde bunun mümkün olabileceği düşünülüyordu belki ama günümüzde DNA’nın o kadar yıl bozulmadan kalabilmesinin mümkün olmadığı biliniyor. DNA canlı hücre dışında kaldığında yaklaşık 1000 yıl içinde genetik bilgilerinin %75’i bozuluyor, tamamen kayboluyor. 6,8 milyon yıl sonra geriye hiçbir şey kalmıyor. Yani 66 milyon yıl önce yok olan dinozorların kalıntılarından onların DNA’sına ulaşmak şimdilik bilim için olanaksız görünüyor. İkincisi, dinozor DNA dizilimini çıkarabilsek dahi, bu dizilim milyonlarca küçük parçadan oluşuyor ve bu parçaların nasıl düzenlenebileceğine ilişkin elimizde sınırlı bilgi mevcut. Bunu yapmak, genel resmin neye benzediğine veya eksik parçalar olup olmadığına dair en ufak fikriniz olmadan, dünyanın en zorlu yapbozunu tamamlamaya çalışmak gibi olur. Jurassic Park’taysa, bilim insanları bir şekilde bu eksik parçaları tespit ediyor ve boşlukları kurbağa DNA’sı ile dolduruyorlar; yine de bu size bir dinozor vermez, elinizde bir melez, yani kurbağa-dinozor karışımı bir canlı olur.

Ankara’da bulunan MTA Tabiat Tarihi Müzesi

Peki buraya kadar mı? Hayır, üzerinde çalışılan yeni bir yöntem bize açık bir kapı bırakıyor; ters evrim. Harvard ve Yale üniversitesinden bilim insanları dinozorların günümüze kadar evrimleşerek ulaşan bir türü olan tavukların DNA’larıyla oynayarak onları ters evrime uğratarak eski atalarına ulaşmayı hedefliyorlar. Hatta araştırmada yer alan bir bilim insanı “Aslına bakarsak, kanatlar ve eller zor gibi değil. Önemli olan kuyruğu oluşturmak.” diyor. Eğer haberler gerçekse bilim insanları tersine evrim için fillere, tüylü mamutların genini enjekte edip yeni doğacak fillerin mamuta benzemesini sağlayabilirler. Belki şimdiye kadar elde edilen mamut DNA’larındaki boşluklar bu yöntemle elde edilecek bilgilerle doldurulup mamutlar geri döndürülebilir. Ancak ortaya çıkacak yeni canlı aslında mamut değil fil-mamut kırması bir melez olacaktır. Dinozorlar çok daha önce yaşamış canlılar olduğu için şimdilik tek alternatifimiz tersine evrim gibi görünüyor. Daha yakın tarihlerde yaşamış mamut gibi canlılar için ise umut var gibi görünüyor. Yani gerçek bir Jurassic Park görmemiz olanaksız duruyor ama bazı türler için parklar görmemiz gerçeğe hiçte uzak değil.

[Toplam:4    Ortalama:5/5]

Bir yorum bırakın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.